aslan
Kocamış Aslan

Ormanlara korku salan
Şahların şahı aslan,
Kocamış, yatalak olmuş,
İninde içini çeker dururmuş
«Hey gidi günler, hey» diye.
Dünkü uşakları başlamış
Onun güçsüzlüğüyle güçlenmeğe;
Önünde titriy enler üstüne yürümüş:
At gelmiş çifte atmış böğrüne,
Kurt gelmiş kıçını ısırmış,
Öküz gelmiş boynuz vurmuş.
Aslan zavallı, bitkin, mahzun, perişa
Kükremeğe mecali yok ihtiyarlıktan.
Ah vah etmiyor boş yere,
ört ki ölem diyor biçare.
Tam kendini bırakmış, ölecek,
Bir de ne görsün? Eşek!..
O da gelip tekme atacak aslana:
— Yoo, demiş kalkmış ayağa,
Ölmeğe râzı olduk, yeter;
Senden tekme yemek ölümden beter.

La Fontaine Masalları kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aslan_prens
Aslan Prens Masalı

Bir zamanlar zengin bir Tüccarın üç kızı varmış. Tüccar bir gün yolculuğa çıkmaya hazırlanırken kızlarına:

– Gittiğim yerlerden size ne getireyim? diye sormuş.

Büyük kızı inci bir kolye; ortanca kızı altın bir yüzük istemiş. Küçük kızı ise sadece bir gül istemiş. Bunun üzerine babası küçük kızına:

– Yavrucuğum, kış ortasında gül bulmam çok zor. Ama senin için elimden geleni yapacağım, diyerek yola çıkmış.
Adamcağız gittiği her yerde küçük kızı için gül aramış . Gördüğü bütün bahçelere girip bakmış. Bahçıvanlarla konuşmuş. Herkese soruyormuş.

Onlar da:

– Bu kış kıyamette gül mü olur? diyerek tüccara gülüyorlarmış. Tüccar küçük kızının isteğini yerine getirememenin üzüntüsüyle eve dönerken karşısına bir saray çıkmış. Sarayın kocaman bir bahçesi varmış. Bahçenin bir yanı yaz, bir yanı kışmış. Bir yanı karla, bir yanı renk renk güllerle kaplıymış. Tüccar, hemen bahçeye girmiş. Kızı için bir gül koparmış . Tam bahçeden çıkacağı sırada karşısına bir aslan çıkıvermiş.

– Çiçeklerimden koparanın vay haline! diye kükremiş.

Tüccar:

– Canımı bağışlaman için ne istersen yaparım. Yeter ki şu gülü küçük kızıma götürmeme izin ver, diye yalvarmış.

Aslan:

– Evine döndüğünde karşına ilk çıkanı bana vereceksin. O zaman gitmene izin veririm, demiş. Gülü bir an önce kızına götürmek isteyen tüccar, hiç düşünmeden:

– Peki, kabul ediyorum. Eve gidince karşıma ilk çıkanı size vereceğim, demiş. Gülü alıp yoluna devam etmiş. Tüccar eve yaklaşınca babasının geldiğini gören küçük kız koşarak bahçeye çıkmış. Tüccarı ilk karşılayan o olmuş. Babasına sarılıp, öpmüş. Adamcağız ise başlamış sızlanmaya.

– Neden ağlıyorsun, babacığım? demiş.

Babası olanları anlatmış. “Şimdi Aslan’a verdiğim sözü nasıl tutarım?” demiş.

Küçük kız:

-Verdiğin sözü tutmalısın, babacığım. Ben yarın Aslan’a giderim. Yalvarır yakarırım. Bana bir zarar vermemesini isterim, demiş. Sabah erkenden yola çıkmış. Aslan’ın yaşadığı saraya varmış. Aslan, aslında bir büyücü tarafından aslana dönüştürülen bir prensmiş. Gün doğunca aslan , oluyor, gün batınca tekrar prense dönüşüyormuş.

Aslan Prens, tüccarın güzel kızını çok beğenmiş. Kızla evlenmiş. Gündüzleri aslan olarak dolaşıyor, hava kararınca yakışıklı prense dönüşüyormuş. Böylece günler, aylar geçmiş. Mutluluk içinde yaşıyorlarmış. Kız bir gün, ablasının düğününe çağrılmış. Aslan Prens’e:

– Beraber ablamın düğününe gidelim, demiş.

– Sen yalnız git. Biliyorsun ışık benim için çok tehlikeli. Üzerime bir parça ışık gelse bu kez de bir kumruya dönüşürüm. Yedi yıl bütün dünyayı dolaşmak zorunda kalırım, demiş Aslan Prens. Ancak karısı öyle ısrar etmiş ki sonunda Aslan Prens gitmeye razı olmuş. Kız, babasının evine varınca kocasını karanlık bir odaya kapatmış. Ancak kapının altından sızan incecik ışığı fark etmemiş. O anda da kocası Aslan Prens, sarı bir kumruya dönüşmüş.

-Yedi yıl böyle kalacağım, dünyayı dolaşacağım. Nereye gitsem sana sarı bir tüy bırakacağım. Böylece beni izler, nerede olduğumu anlarsın, diyerek uçup gitmiş. Ardından karısı da yollara düşmüş. Kocasının bıraktığı sarı tüylerin arkasından yedi yıl dünyayı dolaşmış. Eşinin peşinden bir an olsun ayrılmamış. Ancak günün birinde kocasının bıraktığı tüyü bulamamış. Tüm aramalarına rağmen kumruyu bir türlü bulamıyormuş. Sonunda güneşe sormak aklına gelmiş:

– Sevgili güneş sen her yeri aydınlatıyorsun. Söyle bana buralardan geçen sarı bir kumru gördün mü ? diye sormuş.

Güneş:

-Görmedim, güzel kız. Ama sana bir bohça vereyim. Başın darda kaldığında açarsın. Haydi, uğurlar olsun, demiş. Kız, güneşin verdiği bohçayı almış. Tekrar yollara düşmüş. Gece olunca aya:

– Karanlıkları aydınlatansın. gördün mü? diye sormuş.

Ay:

– Görmedim. Ama dostum karayel sana yardım edebilir, demiş. Ve kıza bir yumurta vermiş. Bunun üzerine kız doğru karayele gitmiş:

– Her yerden esip geçersin. Söyle bana sarı bir kumru gördün mü? diye sormuş.

Karayel:

– Evet, gördüm. Kızıldeniz’e gitti. Yedi yıl dolduğu için yeniden aslana dönüştü. Orada bir canavarla dövüşüyor, demiş. Sonra devam etmiş.

– Dövüştüğü canavar aslında büyücü. şimdi beni iyi dinle. Kızıldeniz’in sağ kıyısında demir çubuklar vardır. On birinci çubuğu alıp canavara değdirdiğin anda her şey eski haline dönüşür. Kocan aslan olmaktan kurtulur .
Canavar da büyücü kadın olur. Ne var ki sihir bozulur bozulmaz zaman kaybetmeden kocanı oradan uzaklaştır. Yoksa büyücü kadın senden önce davranıp kocanı götürür, demiş.

Kız, Karayel’in söylediklerini aynen yapmış. Kocasını kurtarmış. Ama Karayel’in son söylediklerini unutmuş. Kocasını oradan hemen uzaklaştırmamış. Ve büyücü kadın, prensi kolundan yakaladığı gibi çekip götürmüş.
Kız, kocasını bulmak için tekrar yollara düşmüş. Karşısına bir saray çıkmış. Sarayda düğün hazırlıkları varmış. Güneş’in verdiği bohçayı açmış, içinden çok güzel bir elbise çıkmış. Hemen elbiseyi giyip saraya girmiş. Herkes ona hayran olmuş. Büyücü kadın, kızı karşısında görünce:

– Senin burada ne işin var? Kocan artık seni istemiyor. Benimle evlenecek. Üstündeki o elbiseyi hemen bana ver ve sarayımı terk et. Yoksa kocanı yeniden kumruya dönüştürürüm, demiş.

Kız büyücünün dediklerini yapmış. Saraydan çıkıp, bir ağacın altına oturmuş. Uzun uzun ağlamış. Birden aklına Ay’ın verdiği yumurta gelmiş. Hemen yumurtayı kırmış. içinden altın bir tavuk ve civcivleri çıkmış. Kız bunları alıp tekrar büyücünün sarayına gitmiş. Büyücü kadın altın tavuk ve civcivleri görünce:

– Bunları bana satar mısın? diye sormuş.

– Bu gece prensin odasına girmeme ve onunla konuşmama izin verirsen, onları sana veririm, demiş, kız da.
Büyücü kadın, kızın bu teklifini kabul etmiş. Çünkü altın tavuk ve civcivlerine sahip olmaktan başka bir şey düşünemiyormuş. “Servetime servet , katarım. Bu kız, kocasıyla ne konuşursa konuşsun.” diye düşünüyormuş.

Gece olunca kız, kocasının yattığı odaya girmiş. Prens karşısında sevgili karısını görünce çok sevinmiş. Kız, tüm olanı biteni kocasına anlatmış.

– Büyücü fikrini değiştirmeden hemen buradan kaçalım, demiş.

Birlikte kendi saraylarına doğru yola çıkmışlar. Ve ömür boyu birbirlerinden ayrılmamışlar.

Masallar kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

farelerin_oturumu
Farelerin Oturumu Masalı

Bir kedi varmış, adı Karabelâ,
Duman attırıyormuş farelere.
Öylesine kırmış geçirmiş ki
Gözlerden kaybolmuş fare milleti.
Sağ kalanların her biri bir delikte,
Açlıktan tahtaları kemirmekte.
Karabelâ kedi olmaktan çıkmış,
-Şeytanın ta kendisi olmuş gözlerinde.
Derken Karabelâ, günün birinde,
fare koklamaktan bıkmış,
Kaldırmış kuyruğu, çıkmış sokağa,
Bir dişi kedi aramağa.
Hemen de bulmuş belâlısını,
Mart sefasıdır, başlamış uzaklarda.
Bu arada farelerin arda kalanı,
Fırsat bu fırsattır deyip,
Bir delikte burun buruna verip,
İvedi bir oturum kurmuşlar.
Ölüm kalım meselesi üstünde durmuşlar
Başkan, en tedbirli fare,
Düşüncesini söylemiş yekten:
— Bence, demiş, herşeyden önce,
Ne yapıp yapmalı,
Karabelâ’nın boynuna
Bir çıngırak aşmalı.

Üstümüze yürüdü mü çıngırak öter,
Her fare de gireceği deliğe girer.
Başka çare yok, deyip kesmiş,
Herkes başkandan yana oy vermiş.
Bundan iyi akıl can sağlığı.
Gel gelelim çıngırağı nasıl aşmalı?
Biri demiş, benden paso,
Öteki demiş, ben miyim Allah’ın budalası?
Kaytaran kaytarana,
Oturum da ermiş sona.

Ben ne oturumlar gördüm böylesi,
Boşuna toplar, konuştururlar herkesi.
Fareler değil, papazlar, baş papazlar,
Toplanır, toplanır, hiçbir iş yapmazlar.
Konuşmaya geldi mi,
Sarayda akıl öğreten bol;
İş yapmaya geldi mi,
Tek kişi ara da bul.

Ezop Masalları kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

uc_zipzipin_oykusu
Üç Zıpzıpın Öyküsü Masalı

Çekirge, pire ve uçan kaz bir gün saraya davet edilmişler. Kral üçünün arasında bir yarış düzenleyecek ve en yükseğe sıçrayana büyük bir ödül verecekmiş. Sonunda ödülü açıklamış. Yarışı kazanana kızımı vereceğim demiş. Yarışmaya önce pire, çekirge sonrada uçan kaz tek tek zıplayarak yarışmışlar. Bunların her biri kendini diğerlerinden üstün görüyormuş.

İlk yarışan pire çok yüksek zıplayınca görünmemiş ve onu almamış olarak kabul etmişler. Çekirgede pirenin yarısı kadar zıplamış ancak kralın üstüne konduğu için kral ona çok kızmış.

Sıra uçan kaza gelmiş, kaz nazikçe prensesin yanına kadar sıçramış kral bu nazikçe sıçrayışı görünce kararını açıklamış. “En yükseğe sıçrayan kızıma doğru sıçrayandır.” Demiştir ve prensesi uçan kaza vermeğe karar vermiş. Olayı duyan pire ile çekirge yaptıkları hatayı anlayıp çok üzülmüşler.

Masalın yazarı: hans Christian Andersen

Andersen Masalları kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

cam-agaci
Çam Ağacı Masalı

Bir gün ağaçlar “Bizim de bir kralımız olsun” demişler. Bunun için önce zeytin ağacına sormuşlar:

– “Zeytin ağacı; bizim kralımız olur da bizi yönetir misin?”

Zeytin ağacı kaşlarını çatmış:

– “Benim şerbet gibi yağım var. Herkes beni çok sever. Neden ağaçların kralı olayım?” demiş.

Ağaçlar düşünmüşler:

– “İncir ağacına gidelim. O büyüktür, heybetlidir. Krallığa yaraşır” demişler.

– İncir ağacı; bizim kralımız olur da bizi yönetir misin?” diye sormuşlar.

İncir ağacı iri yapraklarını bir aşağı bir yukarı sallamış. Sonra

– “Benim ne işime kral olmak? Bal gibi meyvemi bırakıp da sizi mi yöneteceğim?” diye kızmış.

Gide gide meşe ağacına varmışlar.

– Meşe ağacı; ne olur, sen kralımız olmayı kabul et!

Meşe ağacı damla damla gözyaşı dökmüş.

– Benim ömrüm çok kısadır. Çünkü insanlar beni keserler. Benden size kral olmaz” demiş.

Ağaçlar yorgun düşmüşler. Umutlarını da yitirmişler. “Her halde biz kendimize bir kral bulamayacağız” diye ağlamaya başlamışlar. O sırada önlerine bir kozalak düşmüş. Meğer çam ağacının tam altında duruyorlarmış.

Hepsi birden “Çam ağacı; sen ağaçların en güzelisin. Bizim kralımız ol” demişler.

Çam ağacı onların bu isteğini kıramamış; kralları olmuş.

O gün bu gündür, tüm ağaçların kralı çam ağacıdır.

Hans Christian Andersen

Andersen Masalları kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın