La Fontaine Masalları

Dünyaca ünlü fabl yazarı La Fontaine'nin nam-ı diğer la fonten'in masallarını sitemizde okuyabilirsiniz.
La Fontaine Masalları

Keloğlan Masalları

Keloğlan masalları okuyucularıyla buluşuyor. Sitemizde Keloğlan'ın tüm masallarını okuyabilirsiniz.
Keloğlan masalları

Ezop Masalları

Dünyaca ünlü fabl hikaye yazarı Ezop'un tüm ezop masallarını sitemizde ücretsiz bulabilir, okuyabilirsiniz.
Ezop Masalları

Bremen Mızıkacıları Masalı

Eski zamanlardan birinde bir adam ve onun bir eşeği varmış. Bu eşek yorgunluk nedir bilmeden çuvalların hepsini taşırmış. Fakat gel zaman git zaman gücünden kaybetmeye ve artık çuvalları taşıyamamaya başlamış. Eşeğin sahibi ise eşeği işe yaramaz olarak görmeye başlamı ve onu boş yere beslemeyi gereksiz görüyormuş. Eşek, bu durumun farkına varıp sahibini daha fazla rahatsız etmek istemeği için başını alıp çıkmış ve Bremen şehrinin yolunu tutmuş. Yük taşıyamıyorsa Bremen’de çalgıcı olabileceğini düşünmüş.

Eşek yolda yürürken bir köpek ile karşılaşmış Köpek av köpeğiydi ve yolda upuzun yatıyormuş. Köpek o kadar yorgun bir şekilde yatıyormuş ki, burnundan soluyormuş. Eşek sormuş:

– Hey köpek! Neden böyle soluk soluğasın, söyle bakayım bana?

Köpek cevap vermiş:

– Sorma eşek kardeş, çok yaşlandım. Gün geçtikçe eski gücümden hiçbir şey kalmaz oluyor. Ava gittiğimizde sahibimin istediği gibi koşamadığım için beni öldürmek istedi… Ben de son gücümle kaçıp kurtuldum elimden. Artık karnımı bu yaşlı halimle nasıl doyururum bilemem!

Eşek demiş ki:

– Aslında ben Bremen şehrine gidiyorum… Bremen’de kent çalgıcı olmayı düşünüyorum… Sen de benimle gel ve çalgı için kurulacak bandoya gir! Ben lavta çalıyorum, sen de davul çalarsın…

Bu öneri köpeğin hoşuna gitmiş. İkisi birlikte yola çıkmışlar. Bir süre sonra yolun kenarında bir kedi görmüşler. Kedinin yüzüne baktıklarında çok kötü bir durumda olduğunu anlamışlar.

Eşek sormmuş:

– Hayrola kedi, işlerin pek yolunda değil anlaşılan.

Kedi yüzünü dönüp cevap vermiş:

– İnsan yanıp tutuşurken nasıl neşeli olsun? Gördüğünüz gibi yaşlandım, dişlerim bir işe yaramaz oldu… Fareleri kovalayamıyorum. Bunu gören hanımım beni suda boğmak istedi. Son anda kaçıp kurtuldum ama yaşlılığa derman yok. Şimdi bir başıma ne yapacağım?

Eşek demiş ki:

– Bizimle birlikte gel. Kediler müzikten anlar. Bremen’e gidiyoruz. Oraya varınca mızıkacı olursun!

Kedi bu sözü hoş karşılamış ve teklifi kabul ederek beraber yola koyulmuşlar.

Bu üç ihtiyar yolda giderken bir çiftliğin önünden geçiyorlarmış. Tam o sırada cıyak cıyak sesiyle ötmeye çalışan bir horoz görüvermişler; eşek hemen ona dönerek:

– Hey horoz, Sesin hastaymışsın gibi çıkıyor. Neyin var senin? demiş. Horoz da cevap vermiş:

– Aslında havanın güzel olacağını bildiriyordum. Ama ben içeriden duydum yarın misafirler gelecek ve benim çorbamı yiyeceklermiş. Nasıl olsa bu akşam kellem uçacak. Bari ben de gırtlağım yırtılıncaya kadar bağırayım dedim.

Eşek:

– Zavallı horozcuk, madem böyle bir derdin var. Haydi bizimle gel. Biz Bremen’e gidiyoruz. Ne ile karşılaşırsak karşılaşalım ölmekten daha iyidir. Senin sesin güzele benziyor…

Horoz bu öneriyi beğenmiş ve dört yolcu birlikte yola koyulmuşlar.

Bu dört yolcu aynı gün içerisinde Bremen’e gidemediler. Akşamleyin bir ormana varmışlar; burada geceleyelim demişler. Eşek ile köpek büyük bir ağaç bulup altına uzanmışlar. Kedi ve horoz da ağacın dallarına çıkıvermişler. Horoz uyumadan önce çevreye bakınmış. Uzakta küçük bir ışık görür gibi olmuş, arkadaşlarına seslenmiş: “Işık görünüyor, yakınlarda bir ev olsa gerek!” demiş.

Eşek:

– Aslında kalkıp oraya gitsek daha iyi olur. Burası hiç rahat bir yere benzemiyor.


Köpek orada birkaç parça kemik, biraz et bulursa pek hoşuna gideceğini düşünmüş.

Bunun üzerine ışığa doğru hareket etmişler. Yaklaştıkça ışığın parıltısı artmış. Sonunda içinde aslında haydutların mekan tuttuğu eve varmışlar.

İçlerinde en irisi eşek olduğu için pencereye o yaklaşmış, içeriye bakmış. Horoz, eşeğe sormuş:

– Neler görüyorsun, babacan?

Eşek:

– Kurulmuş bir sofra… Üstünde her türlü yiyecek ve içecek var… Ama içeride haydutlar var ve oturmuş keyif çatıyorlar.

Horoz:

– “Tam da bize göre bir iş.” Demiş ve hafifçe gülmüş.

Eşek:

– Keşke şu sofranın başında biz olsak?

Her kafadan haydutları kaçırmak için nasıl bir yol bulacaklarına dair ses çıkmaya başlamış. Sonunda bir çare bulmuşlar: Eşek ön ayaklarını kaldırıp pencereye dayayacak. Köpek eşeğin sırtına çıkacak. Kedi köpeğin üstüne tırmanacak. Horoz da uçacak, köpeğin tepesine konacak!

Düşündükleri planı uygulamışlar. Sonra biri işaret verince hep bir ağızdan şarkı söylemeye başlamışlar: Eşek anırmış, köpek havlamış, kedi miyavlamış, horoz da ötmüş. Sonra apansız pencereden içeri dalıvermişler!

Haydutlar bu acayip bağrış çığrış ve gürültüyü duyunca oldukları yerden fırlamışlar. İçeriye herhalde bir hortlak girdi sanmışlar. Arkalarına bakmadan ormana doğru kaçıvermişler.

Bunun üzerine dört arkadaş sofraya yumulmuş, haydutların artıklarına saldırmışlar. Sanki kırk yıldan beri açmış gibi, yemekleri atıştırmışlar.

İşleri bittikten sonra ışığı kapatmışlar. Herkes kendi keyfine göre rahat edebileceği bir yer aramış: Yerlerini bulunca serilip yatmışlar…

Yol yorgunu oldukları için az sonra da hepsi uykuya dalmış.

Vakit epey geçince haydutlar ormandan eve bakmış ve ışığın kapanmış ve ortalığın sessiz olduğunu görünce elebaşları:

– “Boş yere mantara basmamalıydık ama oldu!” demiş.

İçlerinden birisini seçerek eve bakmaya yollamış. Adam bakmış her yer sessiz ve mutfağa girmiş. Lambayı yakmaya eli gitmiş. Kedinin parıldayan gözlerini yanık ateş sanmış, kükürtlü bir çöp almış, bunu ateşte tutuşturmak istemiş. Ama kedi şakadan anlar mı? Adamın suratına atıldığı gibi tüm gücüyle tırnaklarını geçirmiş.

Haydut o kadar çok korkmuş ki arka kapıya doğru kaçmaya başlamış ama orada yatan köpek onun üzerine atlamış, ayağından bir güzel ısırmış. Haydut, avluya yönelerek kaçmak istemiş ama eşek de arka bacaklarıyla bir çifte savurmuş. Bu gürültülere uyanan horoz da ötmeye başlamış.

Haydut alabildiğine koşarak soluk soluğa elebaşının yanına gelmiş:

– Sormayın demiş, evde korkunç bir cadı oturuyor. Yüzüme doğru atıldı cadı tırnaklarıyla tüm yüzümü çizdi. İşte bakın suratım ne hale geldi. Kapının önünde acayip bir adam var. Elinde kocaman bir kama bıçak var. Hiç acımadan ayağıma sapladı. Avluyu desen ne olduğunu anlamadığım bir kara koncoloz var.. Beni meşe sopasıyla patakladı. Dama da bir yargıç var: “Getirin şu keratayı bana!” diye bar bar bağırıyordu. Canımı zor kurtardım.

O günden sonra bir daha dönmemek üzere haydutlar orayı terk etmişler. Dört Bremen mızıkacısının bu ev çok ama çok hoşlarına gitti. Böyle bir ev bulmuşken Bremen’e gitmekten vazgeçmiş ve ömürlerini bu evde geçirmeye karar vermişler.

13 yorumlar

  1. gulsen
    bana bu masali anneannem anlatirdi simdide ben cocuklarima okuyoru guzel masal ama
    Yorum yaz 10 Ekim 2016 at 22:32
  2. Ezgi
    Cok küçükken okumuştum ama nasıl olduğunu unutmuş tüm keşke coxuk olsaydım geçmişe donseydim de bütün kitapları okusaydim😢😢😢😢
    Yorum yaz 14 Kasım 2016 at 23:42

Yorum yaz