
Ali Baba ve Kırk Haramiler Masalı
Çok eski zamanlarda, ülkelerin birinde Ali Baba ile Kasım adında iki kardeş yaşarmış. Babaları öldüğünde geriye çok az bir miras kalmış ve kardeşler bu mirası eşit şekilde paylaşmışlar; ancak zamanla kaderleri birbirinden çok farklı yönlere savrulmuş. Kasım, zengin bir tüccarın kızıyla evlenmiş ve kısa sürede büyük bir servetin sahibi olmuş; geniş bir konağı, dükkânları ve hizmetkârları olan varlıklı bir hayat sürmeye başlamış. Ali Baba ise yoksul bir kadınla evlenmiş ve geçimini sağlamak için her gün üç eşeğiyle birlikte ormana gidip kuru dallar ve odun toplar, bunları şehirde satarak ailesini geçindirmiş. Ali Baba ve karısının yanında, küçük yaşta himayelerine aldıkları Mercan adında yetim bir kız da bulunuyormuş; onu sevgiyle büyütmüşler, eğitimine dikkat etmişler ve Mercan zamanla akıllı, çalışkan ve dikkatli bir genç kıza dönüşmüş, Ali Baba da ona her konuda güvenip fikrine değer verirmiş.
Bir gün Ali Baba her zamankinden daha uzak bir bölgeye, yüksek kayalıkların bulunduğu ıssız bir yere gitmiş, eşeklerini ağaçların arasına bırakarak odun toplamaya başlamışken uzaktan gelen at nalı seslerini duymuş ve büyük bir korkuya kapılarak hemen yakındaki büyük bir ağaca tırmanıp yaprakların arasına gizlenmiş. Kısa süre sonra kırk atlı kayalıkların önüne gelmiş ve Ali Baba onları dikkatle saymış; gerçekten de kırk kişilermiş. Silahlı olmaları ve yanlarında büyük torbalar taşımaları dikkatini çekmiş. İçlerinden en gösterişli olanı öne çıkıp yüksek sesle “Açıl Susam Açıl!” diye bağırmış ve bir anda kayalığın içinde gizli bir kapı açılmış, kırk harami tek tek içeri girmiş, en son lider girdikten sonra “Kapan Susam Kapan!” demiş ve kapı yeniden kapanmış. Ali Baba korku içinde uzun süre ağaçta beklemiş, haramiler çıktıktan ve lider aynı sözlerle kapıyı kapattıktan sonra hepsi atlarına binip uzaklaşmışlar. Ortalık tamamen sessizleşince Ali Baba ağaçtan inmiş, kayalığın önüne gelip aynı sözleri tekrarlamış ve kapının açıldığını görünce büyük bir şaşkınlıkla içeri girmiş. İçeride altınlar, gümüşler, mücevherler, ipekler ve sayısız değerli eşya ile dolu bir hazine görmüş; ancak açgözlü davranmayıp sadece ailesine yetecek kadar birkaç kese altın almış, bunları eşeklerine yükleyip üzerlerini odunlarla örtmüş ve evine dönmüş.
Evine vardığında altınları karısına göstermiş, karısı büyük bir şaşkınlık yaşamış ve altınların ne kadar olduğunu anlamak için tartmak istemiş; bunun üzerine komşuları olan Kasım’ın karısından bir terazi ödünç almış. Ancak Kasım’ın karısı meraklı ve kıskanç bir kadın olduğu için terazinin dibine önceden fark edilmeyecek şekilde yapışkan bir madde sürmüş. Altınlar tartıldıktan sonra terazi geri verildiğinde küçük bir altın para dibine yapışmış ve bunu fark eden Kasım’ın karısı büyük bir şaşkınlıkla durumu kocasına anlatmış. Kasım, kardeşinin fakir görünmesine rağmen gizli bir zenginliğe sahip olduğunu öğrenince kıskançlığa kapılmış, o gece gözüne uyku girmemiş ve ertesi gün Ali Baba’nın yanına giderek gerçeği öğrenmek istemiş. Ali Baba, karısının dikkatsizliği nedeniyle sırrın ortaya çıktığını anlayınca kardeşine her şeyi anlatmış ve istemeyerek de olsa mağaranın yerini ve sihirli sözleri söylemiş.
Ertesi gün Kasım on katır ve büyük çuvallarla kayalıklara gitmiş, “Açıl Susam Açıl!” diyerek kapıyı açmış ve içeri girdiğinde gördüğü hazine karşısında gözleri kamaşmış. Çuvallarını altınlar ve mücevherlerle doldurmuş ancak dışarı çıkmak istediğinde sihirli sözleri heyecandan ve açgözlülükten unutmuş, kapıyı açmak için “Açıl Arpa!”, “Açıl Buğday!”, “Açıl Mercimek!” gibi sözler söylemiş ama hiçbir sonuç alamamış. Tam o sırada kırk harami geri dönmüş ve Kasım’ı içeride yakalamışlar. Lider öfkeyle onun kim olduğunu ve içeri nasıl girdiğini sorgulamış, Kasım korkudan konuşamaz hâle gelmiş ve haramiler onun hazinenin yerini bilen tek kişi olmadığını düşünerek Ali Baba’nın da peşine düşmeye karar vermişler. Kasım’ı mağaranın derin bir bölümüne hapsetmişler.
Gece olunca Kasım eve dönmeyince karısı telaşla Ali Baba’ya gitmiş, Ali Baba durumun kötü olduğunu anlayarak eline bir fener alıp kayalıklara gitmiş ve “Açıl Susam Açıl!” diyerek mağaraya girmiş. İçeride kardeşi Kasım’ı bağlı ve perişan halde bulmuş, iplerini çözerek onu kurtarmış; ancak tam çıkacakları sırada haramiler geri dönmüş. İki kardeş büyük bir kayanın arkasına saklanarak kendilerini gizlemiş ve haramiler içeriyi kontrol ettikten sonra kimseyi bulamayınca tekrar dışarı çıkmışlar. Fırsatını bulan Ali Baba ile Kasım mağaradan kaçarak kurtulmuşlar.
Haramiler mağaraya döndüklerinde Kasım’ın kaçtığını ve hazineden bazı altın torbalarının eksildiğini görünce, kasabada birilerinin bu sırrı bildiğini anlamışlar. Haramilerin lideri, bu gizemli adamı bulmak için en kurnaz adamlarını tüccar kılığında kasabadaki büyük çarşıya göndermiş.
Haramiler günlerce sarrafları, kuyumcuları ve altın bozdurulan dükkanları gölge gibi takip etmeye başlamışlar. Tam umutlarını kaybetmek üzereyken, sıradan ve yoksul bir oduncu olarak bilinen Ali Baba’nın, sarraflardan birine gidip sadece o mağarada bulunan üzerinde antik mühürler olan çok nadide ve ağır altın paraları bozdurduğunu fark etmişler.
Ali Baba’nın bu kadar büyük bir servete aniden kavuşmasından şüphelenen haramiler, o dükkandan ayrılır ayrılmaz onu kalabalığın arasında çaktırmadan takibe almışlar. Ali Baba sokakları geçip evinin kapısından içeri girene kadar onu adım adım izlemişler ve böylece hiçbir aracıya gerek kalmadan Ali Baba’nın evini doğrudan eliyle koymuş gibi bulmuşlar.
Bir harami Ali babanın kapısına beyaz bir işaret koymuş, fakat bunu fark eden Mercan zeki bir plan yaparak kasabadaki tüm evlerin kapılarına benzer işaretler çizmiş ve böylece gerçek evin bulunmasını engellemiş. Bunun üzerine haramiler başka bir deneme yaparak bu kez kırmızı bir işaret bırakmışlar, Mercan bunu da fark edip aynı yöntemi uygulamış ve yine onları yanıltmış. Lider bunun üzerine işin içinde çok zeki biri olduğunu anlayarak bu kez bizzat kendisi şehre gelmiş ve Ali Baba’nın evini dikkatle incelemiş.
Daha sonra otuz dokuz büyük zeytinyağı küpü hazırlatmış, küplerin içine otuz dokuz harami saklanmış, bir küpü ise gerçekten yağla doldurmuş ve kendisi de tüccar kılığına girerek Ali Baba’nın evine gitmiş. Geceyi orada geçirmek için izin istemiş, Ali Baba misafirperverliği nedeniyle onu kabul etmiş; ancak Mercan yabancıdan şüphelenmiş ve gece avluya çıktığında küplerden birinin içinden fısıltı duyunca büyük bir tehlike olduğunu anlamış. Hemen durumu Ali Baba’ya bildirmiş, Ali Baba ise sessizce dışarı çıkarak muhafızlara haber vermiş. Gece ev kuşatılmış, haramiler küplerden çıkamadan yakalanmış ve lider de kaçamamış. Şehir muhafızları durumu hükümdara bildirmiş, ertesi gün hükümdar da olay yerine gelerek bu haydutların yıllardır insanlara zarar verdiğini söylemiş ve adaletin yerini bulduğunu ilan etmiş. Kırk harami zindana atılmış. Mağaradaki tüm hazineler çıkarılmış, gerçek sahiplerine geri verilmiş ve bir kısmı da Ali Baba’ya da ödül olarak verilmiş.
Kasım yaptığı hatadan dolayı pişman olmuş ve kardeşinden özür dilemiş, Ali Baba da onu affetmiş. Mercan’ın cesareti ve zekâsı bütün şehirde konuşulmuş, zamanla hükümdarın oğlu Mercan’ın iyiliğini ve aklını tanımış, Mercan da onun dürüstlüğünü görmüş ve aralarında sevgi oluşmuş. Uygun zaman geldiğinde Mercan ile hükümdarın oğlu evlenmiş ve böylece hem Ali Baba’nın ailesi hem de saray arasında güçlü bir bağ kurulmuş. Ali Baba ve ailesi uzun yıllar huzur içinde yaşamış ve iyilik, akıl ve cesaretin kazandığı bu hikâye mutlu bir sonla bitmiş.






