Kategori: La Fontaine Masalları

  • Tilki ile Horoz

    tilki ile horoz
    Tilki ile Horoz Masalı

    Bir çiftlikte güzel bir horoz yaşıyordu. Horoz her sabah çiftliğin yakınındaki bir ağaca çıkar, güzel sesiyle… Ü!…ürü!… ü!… ürü!… ü!… diye öter. Çiftlikteki hayvanları uyandırırdı. Çiftliğin yakınında bir de tilki yaşıyordu.

    Tilki horozun sesini duydukça, onu yemeyi içinden geçirir,nasıl yakalayacağını hesaplardı. Tilki her sabah horozun sesini duyar duymaz yatağından kalkar, horozun çıktığı ağacın altına gelir, horozu ağaçtan indirmek için çeşit çeşit dil dökerdi. Bir gün kurnaz tilki horoza:

    – Sesiniz ne kadar güzel horoz kardeş. Tüyleriniz renk renk pırıl pırıl. İbiğiniz kralların tacı gibi başınızı süslüyor. Sanırım bu dünyada sizin kadar güzel bir hayvan yoktur. Sizin gibi yakışıklı bir arkadaşım olmasını çok isterdim. Benimle arkadaş olmaz mısınız? Tilkinin bu davranışlarından çok rahatsız olan, ondan kurtulmak isteyen horoz bir kurnazlık düşündü.

    – Niçin olmayayım. Ben de sizin gibi kurnaz bir arkadaşım olsun isterim. Yalnız bir önerim olacak. Benim Karabaş adında çok samimi bir arkadaşım köpek var. Onu da aramıza alalım. Üç dost oluruz. O da çok azgın ve yırtıcı bir hayvandır. Bizi korur. Dilerseniz Karabaşı hemen çağıralım gelsin, der. Kurnaz tilki:

    – Hayır bu işi yarına bırakalım. Bugün benim çok işim var, deyip gider. Gidiş o gidiş. Bir daha artık hiç gelmez. Bundan sonra da horoz rahat rahat ağaçta ötmesine devam eder.

  • Gelincik, Kedi ve Minik Tavşan

    kedi gelincik ve yavru tavşan masalı
    Kedi, Gelincik ve Yavru Tavşan Masalı

    Minik tavşanındı bu saray.
    Bir sabah bayan gelincik zaptetti onu hemencecik.
    Vay kurnaz, vay!
    Ev sahibi evde bulunmadığından kolay oldu bu iş pek kolay.
    O gün şafakla çıkıp gitmişti tavşan.
    Kırlar kekik kokuyordu, mis gibi kekik.
    Bizimki yiyip içip mahzenine döndüğü zaman gelincik pencereye dayamıştı burnunu.
    Tavşan orda görünce onu:
    “- Hey, bayan, dedi, çıkınız hemen baba yadigarı evimden.
    Yoksa haber yollarım bütün farelere ben.
    Cevap verdi sivri burunlu türedi:
    “-Toprak onu ilk ele geçirenindir,” dedi.
    Savaşılmaya değerdi doğrusu ya, Tavşanın bile sürünerek girdiği yuva.
    “-Ne tuhaf iş, dedi gelincik, ne tuhaf iş.
    Burası bir krallık olsa bile, Tapusunu şuna, buna, hatta bana değil de filanca oğlu falanca tavşana kim vermiş?” Falanca tavşan söz açtı geleneklerden:
    “- Ben, dedi, ben, kanun kuvvetiyle sahibim bu yere.
    Burası babadan oğula kalır kanuna göre.
    Böylelikle filandan kaldı falana falandan da kaldı bana. S
    anki ‘ele ilk geçirmek’ kanunu adaha mı iyi?” Gelincik dedi ki:
    “-Uzatmayalım hikayeyi. Davamızı halletsin, gidip görelim de Samur’u.”
    Keşiş gibi inzivada yaşayan bir kediydi bu.
    Yüzü de gülerdi her zaman.
    Evliya gibi bir şey, yağlı, tüylü, şişman. Karışık işleri halletmekte de uzman.
    Teklifi kabul etti tavşan. İşte ikisi de kürklü beyin karşısındadır.
    “-Yaklaşın çocuklarım, yaklaşın, dedi Samur, Artık ihtiyarladık da sağır oldum biraz sağır.
    ” Yaklaştı ikisi de çekinmeden.
    Bizim sofu babalık da tam vaktinde doğruldu, attı iki pençesini hemen davacıları yutup aralarını buldu.
    İşte çok defa böyle hakemlik eder küçüklere büyükler.

    Jean de La Fontaine Çeviri: Nazım Hikmet Adam Yayınları, Kasım 1991