
Kavak ile Kabak Hikayesi
Bir varmış bir yokmuş,
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,
Develer tellal iken, pireler berber iken,
Ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken…
Uzak diyarlarda, rüzgârın türküler söylediği, toprağın bereketle dolu olduğu bir ovada ulu mu ulu bir kavak ağacı varmış. Gövdesi yılların izini taşır, dalları gökyüzüne umutla uzanırmış. Her mevsimi sabırla karşılar, yazı da kışı da metanetle geçirirmiş.
Bir bahar sabahı, kavak ağacının dibinde küçücük bir kabak filizi boy göstermiş. Güneşi görür görmez sevinmiş, yağmuru hisseder hissetmez canlanmış. Günler geçtikçe kabak, kavak ağacının gövdesine sarılarak hızla yükselmeye başlamış. Öyle hızlı büyümüş ki, yaprakları koca koca olmuş, çiçekleri sarı sarı açmış.
Yağmurlar yağmış, güneş parlamış; kabak bunların hepsini fırsat bilmiş. Haftalar içinde uzamış da uzamış, neredeyse kavak ağacıyla aynı boya gelmiş. Kendine güveni artmış, hatta biraz da kibirlenmiş.
Bir gün çiçeklerini sallaya sallaya kavağa sormuş:
— Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?
Kavak ağacı, sakince yapraklarını hışırdatmış:
— On yılda, demiş.
— On yılda mı? diye gülmüş kabak.
— Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!
Kavak, kızmamış. Sadece:
— Doğru, demiş.
Ve susmuş.
Günler günleri kovalamış. Yaz geçmiş, sonbahar kapıyı çalmış. Serin rüzgârlar ovada dolaşmaya başlamış. Kabak önce üşümüş, sonra yaprakları sararıp dökülmüş. Soğuklar arttıkça gövdesi zayıflamış, kavak ağacına tutunduğu yerlerden çözülmeye başlamış. Yavaş yavaş aşağı doğru sarkmış.
Korkuyla kavağa sormuş:
— Neler oluyor bana ağaç?
Kavak ağacı, yine sakin bir sesle cevap vermiş:
— Ölüyorsun.
— Niçin? demiş kabak, titreyerek.
Kavak ağacı, dallarını rüzgâra bırakıp şöyle demiş:
— Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.
Ve masal da burada bitmiş.
Sabreden kök salar, acele eden solup gider.
Masaldan çıkarılacak ders: Hayatta kalıcı başarı sabır, emek ve zaman ister. Kısa sürede, zahmetsizce elde edilen yükselişler aldatıcıdır; kökü olmayan her şey ilk zorlukta yok olur.






